"Nasılsın?" sorusuna bazen adet olduğu üzere iyiyim deyip geçiştiriyorum. Sonra kendi kendime soruyorum gerçekten nasılım diye. İşte bu yazı da kendime soruşlarımdan birinin cevabı.

 

Bu aralar biraz yorgunum. Sadece fiziksel değil üstelik. Ülke gündeminden tutun da , evdeki gündeme kadar pek çok şey var gönül yorgunluğu da yaratan. İki kız annesi olarak kızlarımın yaşadığı ülkenin geleceğiden endişeliyim mesela. Gözümün önünden ayırasım gelmiyor artık çocuklarımı. Güvendiğim bir kaç kişinin dışında bırakamıyorum kimseye. Asansördeki adamdan, otoparktaki görevliye kadar herkese şüpheyle yaklaşıyorum. Pamuklara sarıp sarmalayasım gelen kızlarımı, zamanı gelip büyüdüklerinde nerelere nasıl göndereceğim şaşırıyorum. Daha şimdiden başka bir şehre okumaya gönderemem, yurtdışına gitsinler daha iyi diyorum. İşte tüm bunlar içimde bir düğüm gibi duruyor. 

 

Diğer yandan çocuklarla yapışık üçlü olarak geziyor olmak, sabah-akşam, hafta içi-hafta sonu demeden kendime hiç zaman ayıramadan yaşamak biraz ağır gelmeye başladı. Can'dan bu sene ümidi kesmemize neden olan projeye için için öfkeliyim. Sadece o bize zaman ayıramıyor diye değil, kendi de insanlıktan çıkarcasına çalışıyor diye. Çünkü bir evde "babanın hayatı=iş" olunca, "anne=çocuklar+ev+her şey" oluyor. Bu da anneyi hem fiziksel hem psikolojik olarak yoran, tüketen bir durum. Dışarıdan görüldüğünün tersine annemle aynı şehirde olmak beni her an kurtarmıyor maalesef. Ne ben annemin tek çocuğuyum, ne de çocuklarım tek torunu. Üstelik anneme çok bağlı/bağımlı bir de baba faktörü var evde. Yine de çok şükür başım sıkıştıkça yetişiyor annem imdadıma. Zaman zaman yatılı bakıcıyı düşünsem de Gamzeden çok memnun olduğum için o çözümü de siliyorum.

Güncellemeler için

Annemin yetiştiği günlerden biri..

 

"Seni öldürmeyen şey güçlendirir" derler ya, ben de her geçen gün güçleniyorum. Güçlü kadın olmak istemiyorum dedikçe güçleniyorum hem de. "Yapamam, beceremem, yetişemiyorum" demek istiyorum. Tek çocuğun peşinden 3 yetişkinin gezdiğini gördüğümüz zamanlar iç çekerdik Can'la, şimdi çoğunlukla tek başıma iç çekiyorum iki çocuğumun peşinde.

Babayı işe yolladıktan sonra 3 çanta ve iki kuzuyla gezmeye çıktığımız bir cumartesi..

 

Kozasından çıkmaya çabalayan kelebek gibiyiz aslında. Ve görüyorum ki benim verdiğim mücadeleyi yaşayan kuzularım da en az benim kadar savaşçı ruhlular. Kendi kendilerine bir şeyleri başarmanın isteği var içlerinde. 

Dafne 52 ayını doldurdu. Selen'in aramıza katıldığı ilk aylardaki kadar keskin değil davranışları. Kıskançlıklar, bencillikler tabi ki oluyor arada.

İnsan doğasının gereği bu. Ama davranışları artık daha sebep-sonuç odaklı. Okula gidişlerinde bu aralar sıkıntılar çıkmaya başladı o ayrı.

Evde birlikte geçirdiğimiz zamanlar, kardeşinin de oyunlara katılması ile daha da keyifli hale geldi. Bırakıp okula gitmek cazip gelmiyor tabi. Ayrıca tekrar bir giyinme krizi döngüsüne girdik. Hep etek/elbise giymek istiyor. Öğretmeninden ve arkadaşlarından çok etkileniyor giyim konusunda. Bakalım nasıl gidecek.

Selen de 16 ayını doldurmak üzere. 15 ayını doldurduğu hafta biberonu bıraktık. Zaten gün içi yemeklerde bardak kullanmaya geçmişti ama sabah ve gece sütünü biberonla veriyorduk. Onları da bardağa çekince tamamen atmış olduk biberonu. Şimdi tek engel emzik kaldı. Gün içinde hiç vermiyorum ama gece uykusuna emzikle dalıyor ve gece içinde ağladığında da yine emzikle uykuya devam ediyor. Biraz daha güç topladığımda ona da el atmayı düşünüyorum. Daha acele etme diyen de oluyor gerçi ama 16 tane dişi var şimdiden.

Diş-damak yapısına zarar gelsin istemiyorum.

Gün içi emziği görmediği için konuşmasına etki etmez artık. 

İki çocuklu hayat zor gerçekten. Üstelik alıştığın destekleri göremeyip bir anda kendi kendine kaldığında daha da zor. Ama 2 çocuğun olunca sevgin ikiyle değil 4le, 8le çarpılıyor bence. Daha göbek bağları kesilmeden doktorların kızlarımı kucağıma koyuşlarını hatırlıyorum dün gibi. (Selende epidural olmadığı için bu hatıralara biraz da acı ekleniyor tabi :) ) Miniciklerdi, şimdi her geçen gün büyüyorlar. Kendilerine has karakterlerine uygun bireylere dönüşüyorlar. Bense sadece onlara su veriyorum. Güneşin hiç batmadığı, susuz kalmadıkları günleri olsun..

Nasılız?

09.03.2015

designed by

BurcuBilir

  • Black Facebook Icon
  • Black Pinterest Icon
  • Black Instagram Icon