Günce

09.10.2013

Geçen cuma sinemaya gittiğimden bahsetmiştim. Aslında çok daha programlı hareket etmem gerekirdi çünkü bir gün önce karar vermiştim sinemaya gitmeye. Fakat sabah evdeki işler toparlayıp da çıkayım moduna girince bir baktım saat 12 olmuş. hemen kendimi kuaförüme attım. Daha önce Mehmetce ve Studio Tim'de çalışan kuaförüm kendi yerini açtı, Oğuz İncesu Saç Tasarım olarak. Ne zamandır hem hayırlı olsuna gitmek istiyordum hem de saçlarıma biraz şekil verdirmek. Ondan başkasının kesmesini de göze alamadığım için aylardır kuaförden uzaktım.

Bu arada saçımla ilgili bir büyük parantez açacağım. Senelerdir kısa saç kullanan bir tutkun olarak bu sene Can'ın isteği üzerine saçlarımı uzattığımı yazmıştım daha önce. Doğuma kadar kestirmeme sözü vermiştim ona. Daha sonrasında da yine kısacık kestirecektim. Can bir talepte daha bulundu ve en uzundan en kısaya geçmeden arada bir de küt kestir dedi. İşte sırf bu istek yüzünden düştüm kuaför yolarına :)

Neyse saçımı kestirip çıktığımda saat 1 olmuştu. Hemen telefondan sinema seanslarına baktım ama sadece Carrefourdakiler açıldı ve onları kaçırmıştım. Hızlıca Koruparka gittim. Gerilim filmlerini, salak-komedi Türk fimlerini ve de Dafne'yle gittiğimiz animasyonları çıkarınca geriye 2 seçenek kaldı. Biri uzun bir filmdi, çıkışında trafiğe kalacağımı düşünerek Günce'ye bilet aldım.

Ayaklı panoda okuduğum kadarıyla kızını tek başına büyütmeye çalışan bir babanın hikayesiydi. Meğer tam bir küçük Emrah filmiymiş. Başlarda tuttum kendimi ağlamamak için, ama sonra koyverdim gitti :) Salonda zaten 5 kişiydi. Emekli oldukları belli bir karı-koca, 2 genç kız, bir de ben. Benim koltuğum da diğerlerinden öndeydi, aman görseler de nolacak diyerek film boyu zırladım durdum :)

Hamilelik sürecinin kadını daha duygusal yaptığı doğru, ama ben pek ağlayan bir insan olmadım ne Dafne'ye hamileliğimde, ne Selen'e. Ama film gerçekten duygularımı alt üst etti. Muhtemelen izlmeye giden olmaz, o yüzden konusunu anlatacağım biraz. Gidecekler varsa okumasın yazının kalanını :)

Birbirini çok seven bir çiftin çocukları oluyor. Anne süper güzel, baba süper yakışıklı tabi. (*Issız baba :) ) Bebek daha 3-4 aylıkken bebek kucağında bekleyen babanın gözünün önünde anneye araba çarpıyor ve havalara uçan anne oracıkta ölüyor. Baba tüm hayatı alt üst olmuş şekilde yaşamaya ve kızına bakmaya çalışıyor. Akşamları radyoda program yapan bir DJ olduğu için hemen bir bakıcı abla tutuyor. Kızını hayatının merkezine koymasından radyodaki patronu rahatsız oluyor ama kavga-dövüşle idare ediyorlar.

Derken bir gün kızı hastalanıyor. Basit bir üşütme sanarken doktor akciğer kanseri teşhisi koyuyor ve en fazla 6 ay ömrü olduğunu söylüyor. (*demiştim tam küçük emrah filmi diye :) )Baba gece gündüz elindekini avcundakini kızına harcıyor. Bu arada işten kovuluyor. Beş parasız kalıyor, arabasını-evini satıyor. Her gün kızına ölecek korkusuyla yaklaşıyor. Bakıcının kuzeni olan doktor kızı muayene ediyor, hastaneye yatırıp detaylı incelemeler yapıyor. Ve aslında kızın kaburga kemiklerinden birinde gelişim bozukluğu olduğu, kırılmaması için özenli davranılması gerektiği dışında bir şeye ihtiyaç olmadığı ortaya çıkıyor. Hayat birden tekrar yaşanası hale geliyor.

Nasıl, tam Türk filmi değil mi? Sonra da başarılı Türk filmleri yapılmıyor denildiğinde kızıyorlar. Ben 2 saatimi boşa harcadığıma üzüldüm açıkçası. Hüngür hüngür ağladığım için filmden çıktığımda gerçi epey rahatlamıştım, 7 liraya terapi almış gibi oldum :)

designed by

BurcuBilir

  • Black Facebook Icon
  • Black Pinterest Icon
  • Black Instagram Icon