Antalya tatili bizim için çok keyifli ve fakat gece-gündüz oluşan sıcaklık farkından dolayı öksürükle sonlanan bir tatil olmuştu. Dönüş yolunda bile derin kaygılar içindeydim çocuklar daha kötüleşir mi diye? Tüm rezervasyonları yapılmış, ödemeleri tamamlanmış bir tatil için zor bir karardı. Olabilecek en kötüyü düşündüm, öksürük-aksırık-hapşuruk durumu artar, ateş belirir ve antibiyotik başlama noktasına gelebilirdik. Öyleyse yanımıza her yere giderken aldığımız ecza çantamızı (buradaki içerik güncellendi yeni Trukid ürünleri ile) alalım, gözümüzü de dört açalım dedik

ve bir cesaret çıktık yollara.

 

Yolun kendisi bile başlı başına zorlu bir parkurdu. Doha'ya olan uçuşlar sabahın körü ve gecenin dibi olmak üzere ikiye ayrılıyordu ki, ikisi de iki çocuklu bir aile için keyif kaçırıcı. Biz gece uçuşu için akşam 6'da Bursadan ayrıldık. Feribotla gidiş bu kadar mı zor olur be yavrularım? Dafne başladı midem bulanıyor demeye. Selen ise sebepsiz olarak sürekli ağladı. (2 yaş sendromunun bu 2 tatilde patlak vermesi ayrı bir güzellik kattı :) ) Biri kucağımda, biri yanımda ağlayan iki çocukla feribotun en huzur veren yolcularıydık tahmin edeceğiniz gibi. Baktım benim kızlar ağladıkça millette sinirler geriliyor, aldım kızları girdik bayan mescitine. Böyle feribotlarda bebek bakım odası yapmayı düşünmeyip de mescit yapanlara da ayrı bir sempati duyuyorum! Kaza namazı diye bir şey var ama kaza çişi, uykusu diye bir şey var da benim mi haberim yok? Ters ters bakanlar oldu ama girdik kapadık kapıyı. Yayıldık yere. Yolculuğun kalanını orada tamamladık. Havaalanına varınca bir süre valizleri veremedik çok erken gittiğimiz için. (Yenikapı feribot saatleri sağolsun) Verdikten sonra da sanki kızlar yatıp uyuyacakmış gibi bir ümit sarsa da beni,

yok canım kendine gel diye hemen toparladım. Bu yolculuk o kadar kolay olamazdı değil mi?

 

Gece 11'de loungeda uyuklayan görevliler ve diğer yolcular, bizim kızların hiperaktif tavırlarıyla karşılaşınca epey mutlu oldular :) Yolculuk heyecanının üzerine bir de uyku saatinin dışına çıkma coşkusu sardı kızları.

Uyumak bir yana, oturmadılar bile.

 

Uçağa sakladım ümitlerimi. Yol boyu uyurlar, rahat ederiz dedim. Demez olaydım. Arkadaki birkaç boş koltuğun hepsi biner binmez kapılmış. Ayaklarını uzatamadığı için Dafne yol boyu uyusa da dan-dun vurdu bize ve her vuruşta ağladı. Onun her vuruşunda tabi ki kucağımda uyuyan Selen de ağladı. Ağlatma şu çocukları bakışları arasında 4 saatlik uçuşu tamamladık. Ben tek dakika uyumadım diye belirtmeye gerek yok herhalde. 

 

Sabah 6:30 itibariyle Doha'daydık. Kiraladığımız araç için haftalar öncesinden 2 adet çocuk koltuğu diye belirtsek de 1 koltukla karşılaştık. Meğer 0-3 yaş arasında gerekli olan koltuk zaten sadece ilk 1,5 yılda kullanılıyormuş. Onun dışındaki çocuklar için istesen de koltuk bulamıyorsun. Gözünü sevdiğimin medeniyeti!

 

Otele kendimizi atıp güzel bir kahvaltı yaptık. Sonrası ise uykusuz fakat keyifli bir güne dönüştü. Hava sıcacık, deniz kokusu ile doluydu. Pırıl pırıl güneş hem bedenimizi, hem ruhumuzu ısıttı. Daha öncesinden hazırladığımız rotalar üzerinden gezdik durduk. Dışarısı ne kadar sıcaksa, alışveriş merkezleri de bir o kadar soğuktu. Ciltleri artık kalınlaşmış Arap halkı, klima konusunda epey tutarsız. Bildiğin buzdolabı gibi iç mekanlar.

Her yere kat kat yedek giysilerle gittik. 

 

Katar dünyanın en zengin ülkesiymiş şuan. Kendini hemen belli ediyor zaten zenginlik. Biz sadece Doha şehrini gördük ama oradan bile anlaşılıyordu lüks tutkusu. Bütün binalardan para damlıyor. Çoğu yeni yapılıyor. Gökdelenler her yeri sarmaya başlamış. Rekreasyon alanları çok ince detaylar düşünülerek tasarlamış. Yeni yapılan uydu kentlerde belki henüz oturan yok ama binalar, yollar, yeşil alanlar, kaldırımlar çoktan tamamlanmış durumda. Bizde olduğu gibi binayı bir dikelim de 2 seneye yol gelir, sonra yolları tekrar tekrar kazıp doğalgaz çekeriz, kanalizasyon düzenlemesi yaparız gibi düzensizlikler yok. Her şey bakımlı. Diyeceksiniz ki çok mu beğendin, hayır. Muhtemelen tekrar gitmek de istemem. Temelde 2 nedeni var. Birincisi, binalar evet çok güzel, fakat tarihi doku yok. Yeni yapılan bir binanın 500 yıllıkmış gibi görünmesini sağlamışlar mimari detaylarla, ancak dokuyu doyuramamışlar tarihle. İkinci neden de Arap nüfusun paraya rağmen gelişmeyen medeniyetleri. Tepeden tırnağa kapalı kadınlara mı, asil Arap kanından(!) olan halkın, diğer milletleri hizmet sektöründe sindirmesine mi şaşırayım bilemedim. Çok ciddi bir kast sistemi var. Filipinli, Hintli vb. ırklardaki insanlar neredeyse diğerleriyle aynı asansöre bile binmiyorlar. Fas'a gittiğimde de Avrupa medeniyetinden çok uzak olan yapıları ilgimi çekmişti ama pozitif bir ilgiydi. Çok doğal bir tarihi yapı vardı. Mistik havası insanı büyülüyordu. Tekrar şans olsa hiç düşünmeden giderim mesela. Ama Katar benim için gezilip görülen ve tekrar gidilmeyecek yerler arasında yerini aldı. Bu arada kendime bir Dünya haritası köşesi yapmayı düşünüyorum evdekine benzer. Gittiğim yerleri işaretleyeceğim.

 

Tatille ilgili bir güzel kısım Türkiyenin soğuğundan kaçıp sıcak havada tekrar denize girebilme keyfi oldu. Yemek alışkanlıkları bizimkinden çok farklı değil. Ya da biz artık farklı kültürlerin çeşitliliğine alıştık mı bilemiyorum. Selenin 2 yaş krizinin dışında oldukça keyifli geçen tatili yine gece yolculuğu ile bitirdik. Bu sefer ama uyanıklık yapıp koltuklarımızı yan yana değil, farklı sıralardan aldık. Hiç değilse Dafne 3 kişilik koltuğa boylamasına yatmış oldu. Selen de kafasını benim kucağıma dayayarak uyudu. Benim arada yaptığım 20-30 dakikalık şekerleme de geceyi kurtardı. Ertesi gün daha eve girmeden kendimizi valizlerle annemlere attık :) Bu kadar yorgunluğun üzerine bana en iyi gelecek şey annemdi. Bir kaç güne de valizi boşaltıp yıkama işleri bitti ve hayat eski düzene döndü. 

 

Hem yolculuk, hem Selen sayesinde zorlandığımız ama yanımıza kar kalan bir yolculuğu daha tamamlamış olmanın rahatlığıyla şimdi sırada ne var diye düşünmeye başladım :)

 

Resimlerle yazı bölünmesin diye topluca sona ayırdım fotoları. Resimleri düzenleyene kadar ay bitti neredeyse :)

Güncellemeler için

Oy verir vermez terkettik ülkeyi :) Saatin gece 11 olduğuna inanmak mümkün mü bu bıdıklara bakınca :)

Kiralık arabamızdaki tek çocuk koltuklu halimiz. Dafnenin yüzündeki mutsuzluğu görüyorsunuz değil mi? Tüm yıl koltuğun ve kemerin önemini anlatan ailesi sanki bir anda onu tehlikeli trafiğin ortasına atmış gibi :)

Yurt dışı turlarımızda genelde ilk soru çocuklara yedirecek bir şeyler buldunuz mu oluyor. Ee aç kalacak değiliz, tabi ki buluyoruz. Ama pek kolay olmuyor. Öncelikle söylemem gerekir ki benim kızlarım kolayca her şeyi yiyen çocuklardan değil. Kısır, kıymalı börek, soslu yemekler yiyen çocukları görünce imreniyorum. Ama azar azar yedirmeye çalışsam da zorlamıyorum onlar için. Aynı durum tatillerde de baş gösteriyor elbette. Gittiğimiz yerlerde ilk durak büyük bir market oluyor. Günlük süt, meyve ve gün içi atıştırmalık çerez-kraker türü şeyleri stokluyoruz. Yemek yiyeceğimiz yerleri de daha çocuk odaklı seçmeye çalışıyoruz. Fakat tabi ki gittiğimiz yerin özelliklerini yansıtan şeyleri tatmalarını istiyoruz. Her yere çantamızda tarhana çorbasıyla gidersek başka kültürleri ziyaret etmenin ne mantığı kalır değil mi? :)

Yukarıda standart bir kahvaltı sofrası var mesela. Kaldığımız süre boyunca her sabah gittiğimiz ve hem ürünlerinden, hem lokasyonundan, hem de servisinden çok memnun kaldığımız, Zaatar W Zeit. Ortadaki bizim peynirli pideye benzeyen bir çeşit pizza. İçinde ayrıca domates ve soğan parçaları da var. Peyniri de oldukça yumuşak bir peynir. Soğusa bile kuruyup kalmıyor. Sahanda hellim var. Başka bir sahanda omlet. Bir gün omlet, bir gün göz göz yumurta şeklinde yedik. Kalıp peynir pek bulunan bir şey değil. Üzeri zeytinyağlı labne peyniri geliyor büyükçe bir tabak.(bu kadar labneyi belki de 1 ayda yeriz evdeyken). Çocuklara marketten aldığımız günlük süt, bize de nane çayı. Salatalık-domates-zeytinde bile nane var. Ekmek yerine de sıcacık lavaşlar geliyor. Üzeri peynir rendeli patates kızartması ve yanındaki süzme yoğurtlu tabak ise çok satılanlardanmış. Kahvaltı için biraz ağır geldi bana ama denedik :)

En az İtalyanlar kadar kahveciydi Katar halkı. Fakat kendilerine has aromalı bir Arap kahvesi ve Türk kahvesi en çok içtikleri çeşitleri. Bir de her yerde kolayca bulunan nane çayı var. Gün içinde bir kupada alabildiğiniz gibi, akşamları süslü bakır demliklerde seremoni şeklinde de gelebiliyor.

Öğle yemeği için Avrupa ülkelerindeki gibi saat kısıtı yok. İstediğiniz zaman istediğiniz yere gidip yiyebiliyorsunuz.

Tek sıkıntı cuma günleri öğle namazına kadar kapalı oluyor her yer. 

Katara Village içinde oturduğumuz bir yerde kızlar tutturdu biz kendimiz oturacağız diye biz de "ehh iyi madem" dedik, Canla yan yana oturduk. Tabi yemek, benim Selen için çektiğimiz mama sandalyesine oturmuş ikisinin arasında onları doyurmaya çalıştığım şekilde bitti :)

Bu da bir akşam yemeği örneğimiz. Katar'da bir Fas Restorantı Tajine

Başlangıç için mercimek çorbası :) Sonrasında köfteli sebze yemeği, yanında patates. Kızlara içecek portakal suyu. Görüldüğü gibi korkulacak bir şey yok :)

Oradaki son akşamı İtalyan restorantında geçirdik, Italia Mia Ristorante Pizzeria. Sahibinin eşinin Türk çıkması da ayrı bir tesadüf oldu :)

En büyük duraklarımızdan biri her köşe başındaki donut şubeleri oldu. Bursadayken İkeanın çakma donutlarıyla kandıramadığım kuzu kişileri, gerçek donutları görünce her gün bir kaç posta yemeye başladı. Dafnenin çikolata alerjisi nedeniyle sadece 1 kez çikolatalı yiyebildi ama zaten onlarca çeşit arasından sıra çikolataya da gelmedi. İşin aslı, hamurlu tatlılar içinde benim de en çok sevdiğim donut olunca, elimizden paket eksik olmadı.

Hatta dönerken 10lu paket yanımızda getirdik :D

Kızların donut yerken bizim kahve molası verdiğimiz yerlerden en hoşuma gideni Abu Saif Apiaries Cafe. 

Burası bal teması üzerine açılan bir kafe. İçeride çeşit çeşit bal, polen satışı da mevcut. Aynı zamanda diğer ürünler balla hazırlanıyor. Ballı kahve, ballı donut, ballı tatlılar gibi. Mekanın tasarımı da bal-petek-arı konsepti üzerine kurgulanmış. Tavanda, duvarlarda, hesabın geldiği kutuda bile izleri var. Ayrıca kasanın arkasındaki duvarda yer alan televizyonda arıcılıkla ilgili bir belgesel dönüyor :)

Yanda resmi olan büfeyi görünce de kendimi evimde gibi hissettim :)

Kapalı Çarşı havasındaki Souq Waqif, benim için tam bir cennetti. Renk renk kumaşlar, bakırlar, ahşap oymaları. Tabi ki hepsi çok pahalıydı. Çok fazla kur farkı yok Katar Riyali ile Türk Lirası arasında. Alışveriş yapmak için çok da uygun değildi şartlar yani. Bir kilim, biraz kumaş, bir servis sebili ile kapattım alışverişi. Aklım kapı kirişinde kaldı :)

Yeni planlanan bir uydu kent, Katara Village. Yerleşimin kendi içinde ayrı amfisi var! 

Bana çeşme de, avlu de, sabahtan akşama gezerim zaten :)

Doha'nın simgesi haline gelen kuş yuvaları :)

Gösterişte son nokta, Altın Cami! Tamamı altın kaplama. Benim kızlar da kontrol ediyor, gerçek mi diye.

Yolda bulsan say demişler :)

Hava çok sıcak olunca çocuklar öksürüyor olsa da denize girdik tabi ki. Doha, deniz kenarı bir şehirolsa da tatil beldesi değil. Kıyıda yer alan otellerin dışında denize girilmiyor. Tabiatı uygun fakat dini sebeplerle yasak. Denize girmek için ya komşu şehre gitmek, ya da bizim yaptığımız gibi tekne ile Al Safia Island isimli adaya gitmek gerekiyor. Bindiğimiz tekne kıyıdan uzaklaşana kadar yavaş yavaş giderken, limandan çıkınca öyle bir hızlandı ki kızlara çaktırmak istemesem de ben bile korktum :)

Dönüşte yorgunluktan sızdılar tabi sallantının da etkisiyle :)

Denizden pek hoşlanmayan Selen için kurtarıcım parmak boyalar oldu yine. Her tatile bir paket parmak boya feda ettik :) 

Denizden sonra ikinci merak edilen şey çöl oldu elbette. Bir tarafı denizle, bir tarafı çölle kaplı ilginç bir şehir Doha. Çok güzel çöl safarileri olsa da biz iki çocukla cesaret edemedik. Zira tüm turların not kısmında "sabah kahvaltısını çok ağır yapmayın ki zıplayarak giden jiplerde mideniz bulanmasın" yazıyordu. Yahu benim çocuklar daha feribotta kusuyor. Nasıl gidelim 2 saat zıplayarak. Dedik ki en iyisi kendi arabamızla gidelim, beğenmediğimiz yerde geri döneriz. Şarkı söyleyen kum tepeleri, Singing Sand Dunes, rüzgarla ya da yürürken ıslık sesi çıkaran tepeler oldu bizim rotamız. Kumlar çok sıcak olduğu için uzun süre dolaşamadık ama hep birlikte ne olduğunu denemiş olduk. 

Çok beğendiğim bir diğer yer ise MIA, Museum of Islamic Art. Burası sadece bir müze değil, büyük bir etkinlik kompleksi. Müze, kafe, alışveriş alanı her yerde alışık olduğumuz şeyler. Fazlasını yaratan ise çook büyük bir çocuk oyun alanının olması. Farklı parkurlar var her yaş grubuna hitap eden. Büyük bir konser alanı var. Deniz boyunca düzenlenmiş Corniche ile de gündüz değilse bile gece boyunca ilgi odağı.

Özetle burası, çok büyük ve çok bakımlı bir üniversite kampüsü gibi. 

Müzenin dış ve iç mimarisi çok etkileyici..

İçeride foto çekmek yasak olduğu için soldaki asansörün tavan aydınlatması ve sağdaki Türk salonu sergisi dışında paylaşabileceğim bir şey yok maalesef.

Müzenin kafesi sanki denizin içinde gibi. Çok yüksek bir tavan ve sonsuz deniz manzarası ile gördüğünüz eserleri sindirebilmek için enfes bir yer. Çocuklarla ortamın sessizliği biraz bozuluyor evet :)

Önce çocuk parkında, sonra konserde peşimi bırakmayan teyzeye sonunda yaptırdım kınamı :)

Bir akşam içerideki klasik müzik konserine gittik. Başlarda merdivende izleyen kuzularım bir süre sonra bale figürleri ile ortalarda dolanmaya başladı :) 

Başka bir akşam ise dışarıdaki performans gösterilerini izlemeye gittik. Açık havada kudurmak daha rahat oldu :)

 

Bunlar da parkın gece-gündüz halleri. Aydınlatma o kadar iyiydi ki, çocuklar karanlıkta rahatça oynayabiliyorlardı.

Her gün alışveriş merkezlerine uğradık neredeyse. Almayı istediğim şeyleri çok pahalı olduğu için alamasam da, dışarının yoğun sıcağından biraz uzaklaşmak ve kızları öğle uykusuna yatırmak için iyi oldu. Çoğu yeni yapılmış binalar olduğundan zaten çok yeni ve çok temizlerdi. Vilaggio adında bir avmye gittik ki şimdiye kadar gördüklerimden hemen ayrışıyordu. Hem içinde bulunan marka/mağazalarla, hem de binanın kendi mimarisi ile buram buram lüks kokuyordu. Venedik teması ile yapılmış bir avm imiş. Koridorlar kanallardan oluşuyor ve isteyenler gondollarla geziyor!! Venedikteki Piazza San Marco'nun modelini koridorların kesim noktasına uygulamışlar. Tavanlar gökyüzü şeklinde boyanmış. Benzer bir uygulama İstanbuldaki Viaport Venezia denilen avmde varmış. Gidip görmedim ama resimlerini inceledim. Yaptığımız her işte olduğu gibi bunda da detayları kaçırmış, avmnin dokusunu tutturamamışız. İtalyan restorantına gidip ev usulü makarna servis edilmesi gibi. :)

Lunaparksız eğlence olur mu hiç? Peki anne binmezse olur mu? :)

 

Bir çikolata mağazasında ise ilginç ilginç şeyler gördük. Dafnenin yasağı sayesinde hiçbir şey almadan çıktık ama benim bile aklım kaldı ürünlerde. Sindirellanın çikolata ayakkabısı, cd, fotoğraf makinesi, play station, oyun kartları ve daha onlarca çeşit çikolata..

Kung-fu Panda oyununda 6 adet pati davuluna vurmak gerekiyordu ve biz biraz kuralları bozarak aile olarak oynadık. Ve de hiç bir atışı kaçırmadığımız için 500puan bilet kazandık. Bunları daha sonra kızların seçtiği oyuncaklara dönüştürdük. Hem oynarken, hem kazandıkları için, hem de havadan oyuncak sahibi oldukları için çok sevindi bıdıklar :)

 

Arkada gözüken ikiz pusetimiz de kilometre rekoru kırdı. Alırken bu kadar işe yarayacağını tahmin etmezdik :)

Yüz boyama ve balon şişirme standında neredeyse yarım saat oyalandık.

 

Yüz boyamayı çok ciddiyetle yapıyorlar. Bizdeki gibi kalemle değil, profesyonel gelin makyajı yapar gibi sünger ve fırça ile. 

 

Balon şişiren abiler ise gözünün önünde balonu öyle bir evirip çeviriyordu ki, neyi nereden geçirdiğini takip etmek zor oluyordu bazen. Bu kadar güzel olan balonların patlaması ile oluşan derin kederi tahmin edersiniz herhalde :)

Kızların trene bindiği anı izleyişim

Canın gözünden :)

Kaldığımız otel şehir merkezinde, denize kıyısı olmayan bir yerdi. Odaları çok büyüktü. Bize ayrılan odada "king size bed" yeter demişlerdi ve biz inanmayıp ilave iki yatak istemiştik ama gerçekten yatak o kadar büyükmüş ki, zorlasak hepimiz yan yana yatardık. Her akşam gecede 3-4 kez kombinasyonlar değiştirerek uyuduk. Bir gece büyük yatakta Dafne tek başına uyurken, Can Dafnenin yer yatağında, ben de Selenle birlikte diğer yer yatağında yatıyor buldum kendimi. Selen gecenin bir yarısı uyanıp zombi gibi yürüyerek babasının yanına gitti, sıkıştım diye tekrar benim yanıma döndü durdu :) Olmayan uyku düzenimiz iyice bozuldu tabi.

Burada da yataktan kalkar kalmaz, daha yüzünde çarşaf iziyle resim yapan kuzuları görüyorsunuz :) Bu tatilde en çok kızların resim yapmaya olan düşkünlüğü işime yaradı. Her çantamızın içinde mutlaka kitap-boya vardı. Yemek beklerken, huysuzlanınca, yorulunca her seferinde kurtarıcımız oldu :)

Oradan aldığım kına seti ile kendime, Dafneye, Selene, ablama ve Ardaya desenler yaptık tabi ki hemen.

Ardanın örümcek adamı nasıl? :) 

Son olarak Doha havaalanı fotolarını da paylaşıp bitireyim bu yazıyı, çok uzun oldu :)

"Best airport in the Middle East" ödüllü olduğunu duyunca aman canım nesi var ki demiştim. Yüksek tavanlı, kapılar arası metro ulaşımlı, temiz-ferah başka havaalanları da vardı çünkü. Ama beni etkileyen çocuk oyun alanı oldu. Teknoloji köşesinin hemen yanına o kadar güzel bir alan yapmışlar ki, hem çocukların fazla enerjisini atıp uçağa yorulmuş şekilde binmeleri için güzel düşünülmüş, hem de hemen yanındaki anne-babalara yönelik kahve ve teknoloji alanına yakınlığı şahane. Gerçi biz çocukları bırakıp oturamadık ama oturanlar vardı :) Gece 2deki uçağa kadar epey faydalandık oyun alanından. Üstelik oyuncakların teması da çok güzeldi.

İşte böyleydi Katar turumuz. Yazması neredeyse 1 ayımı aldı araya başka bir sürü şey girdiği için. Bu kadar sürede neredeyse unutmuşum bile tatilden döndüğümüzü. Şimdi bir fırsat olsa da bir yerlere kaçsak diye bakıyorum :)

Evet kabul ediyorum, kızların bu kadar gezme meraklısı olmaları benim yüzümden. İki çocukla böyle geziler epey de yorucu oluyor, onu da itiraf ediyorum. Ama çocuk yetiştirmek zaten yorucu bir süreç bence, eğer çocuğu tv ile büyütmüyorsanız. Yani her türlü yorulacaksak neden eve tıkılıp kalalım ki. İmkanlar dahilinde herkes gezmeli, hayata karışmalı. Çocuklar hayatı yaşayarak öğrenmeli..

QATAR; Zenginliğine Zenginlik Katar

26.11.2015

designed by

BurcuBilir

  • Black Facebook Icon
  • Black Pinterest Icon
  • Black Instagram Icon