Yine epey zaman oldu yazmayalı. Araya giren seyahat sonrası önce kızların, sonra da benim hastalığım damga vurdu gündemimize. Bir türlü keyifli hissedemedim yazmak için. Sonra farkettim ki zaten yazmadığım için keyifsizim, hemen başladım tıkırtılara. 
 
Hızlı özetle sarayım makarayı. 5 günlük İtalya gidişim burnumdan geldi. Gidişimin üzerinden 24 saat geçmemişti ki Dafne'nin telefonda "annecim lütfen hemen gel, hiçbir şey istemiyorum" diyerek ağlaması içimi dağladı. Çocukları bırakıp tatile nasıl gidiyorlar bilmiyorum ama ben zorunlu gittiğim iş yolculuğunda bile depresyon sınırlarında gezdim. Daha önceden kızlarımla gezdiğim yerlerde tek başıma dolaştıkça iyice sızladı içim. İlk gece yatağımı yadırgadığım için, takip eden gecelerde de Dafne'nin sesi kulağımdan gitmediği için neredeyse hiç uyuyamadım. "hazır çocuklar yanımda yokken rahatça gezerim, yemek yerim, uyurum ve fotoğraf çekerim" hayallerimden bana sadece yemek yeme kısmı kaldı. Evet bu sefer 1 kilo alarak döndüm İtalyadan. Pizzalar, tatlılar işe yaradı :) Hava o kadar soğuktu ki dışarıda dolaşıp foto çekmeye hiç fırsatım olmadı. Zaten erkenden de karardı hava.
 
İndirim zamanına denk gelemesem de 13 kilo giden valizim 26 kilo döndü :) Ayrıca elimde de 2 tane el bagajı vardı bu kilodan hariç. Yine de dönüş yolculuğumuza ebola virüsü kadar etki edemedi. Uçakta ateşlenen bir yolcu için pilotun ebola tehlikesinin olduğu ve ambulansın geleceğini anons edişinden sonra sıkıntılı bir bekleyiş başladı uçağın içinde. 1 saat ekibin gelmesini bekledik. Gerilim filmlerindeki gibi maskeli-eldivenli tulum giyen sağlık görevlilerinin uçağa binmesinden sonra birer form doldurtup dağıttılar yolcuları. Ben ve benim gibi pimpirikli 2 anne daha kaldık uçakta. Düzgün bir bilgilendirme bekledik. Alamayınca da uçaktan inmeyeceğimizi söyledik. Bizi üniversiteli kızlar gibi gören yetkililer "polis çağıracağız yoksa" diye korkutmaya çalıştı ama o sırada birimiz avukatı arayıp diğeri de Sağlık Bakanlığına talepte bulununca biraz daha ciddiye alındık. Onların bizi 1 saat bekletmesine karşılık olarak 1 saat de biz uçağın içinde bekledik ve yazılı belgeyi aldık. Peşimize takılan muhabirlere görüntü vermek istemedik sabahın 7sinde yollara düşmüş halimizle :) Ama sesli bilgilendirmeden sonra valizlerimizi alıp Bursa yoluna düştük. Tabi bu arada çocukların uyku saatini kaçırdık. Sırf onlara yetişebilmek için Torino uçuşuna binmeyip sabahın köründe Milano'dan yola çıkmamız da işe yaramadı anlayacağınız. Her işte var bir hayır deyip geçtik. 
 
Burdaki videonun ortalarında bizim polis ve kabin ekibiyle olan dialoglarımız uzaktan çekilmiş :) 
 
Ben eve vardığımda Selen uyumuştu. Ertesi gün Dafneyi okula göndermeyip kendime ve ona tatil ilan ettiğim için Dafnenin beni beklemesini söylemiştim. Kapıdan girişimle birlikte yapıştı boynuma tabi :) Allah kimseyi evlatlarından ayırmasın. "Alışırsın, bundan sonrakiler daha kolay olur" deseler de ben ne alışabilirim, ne de alışmak isterim.

Ben nerede çocuklarım orada yine bundan sonra. Kim ne derse desin, nasıl laf atarsa atsın içimden geleni bu.

Kanguru anneyim ben :)
 
Ertesi günü sabahtan akşama Dafneyle keyif yaparak geçirdik. Tabi çocukların hastalıklarını atlattığımız dönemde gördüm ki benim de iyileşmem kolay olmayacak. 2007deki ataklarımdan sonra bende de astım nüksetti. Diyorum ya bu İtalya gidişi hem psikolojik hem fizyolojik olarak hasta etti beni :(
 
Tekrar evde çocuklarımla olmak, kendi evimde kendi düzenimle yaşamak gibisi yok. Benim olmadığım dönemlerde ilk iki gün babaannesi, daha sonra da acil destek hattı olarak anneannesi ilgilendi kuzularımla. Annemin idareyi aldığı günlerde daha rahattı zihnim doğal olarak. Yine de en iyisi benim onların yanında olduğum anlar. Allah hiç bir çocuğu annesinden ayırmasın..

Güncellemeler için

Geçen Zamanda

30.12.2014

designed by

BurcuBilir

  • Black Facebook Icon
  • Black Pinterest Icon
  • Black Instagram Icon